Perşembe , 22 Kasım 2018
Anasayfa » Genel » Masallar » Keloğlan ile Anası

Keloğlan ile Anası

keloğlan ile anası masal
Keloğlan ile Anası
( Sihirbaz Arap bacı keloğlana yaptığı ötürü sihirli bir sofra vermiştir. Keloğlan, bu sofra ile istediği zaman, istediği yemekleri yemekte, eşinin dostunun da karnını doyurmaktadır. Ancak bir seferin de annesinin sözünü dinlemediği için, sofrayı elinden kaptırır. Bundan sonra ona bir sihirli değirmen hediye edilir. Keloğlan , aynı şekilde, bunu da başkasının almasına engel olamaz. Nihayet ona bir tokmak verirler.)

Keloğlan; demek kısmette bu da varmış, Her başa yazılan gelir.> der, tokmağı yüklenip evine koşar. Kapıdan girince anası :;Ne o gene, Keloğlan, yüzünden düşen bin parça oluyor?; diye sorar.



Keloğlanda : <Görürsün şimdi gününü!> der ve <Kudur, tokmağım, kudur> diye bağırır. Vay sen misin  bağıran? Kara tokmak Keloğlan’ın inip inip kakmaya başlar. Keloğlan : <Dur, tokmağım dur! > der. Tokmak durmaz. Gene kelbaşının üstünde bir inip bir kalkar. Keloğlan, iki gözü iki pınar, bu vay vay arasında < dur > u < vur> anlar; daha  daha vurur, vurur da vurur, vurdukça vurur. Keloğlan’ın kelbaşı al kanlar içinde kalır. Sonunda can acısıyla avaz avaz bağırır da tokmak nihayet duyar ve durur. Anası, ocakbaşında, oğlunun bu akibetini görür. < Gülsem mi ağlasam mı ki? > diye düşünür. Ama ne güler, ne de ağlar. Sadece : < Bu akılsız başa bu tokmak bile az> diye söylenir. Bu söz üzerine keloğlan köpürür, küplere biner ve anasının üzerine yürüyüp : < Kudur, tokmağım kudur, şu anam olacağa bir, bir daha vur!> der ama tokmak kılını bile kıpırdatmaz. O zaman keloğlan hanya’yı Konya’yı anlar ama iş işten geçmiş olur. Öyle ya suçun büyüğü kendisinde; o sofracığı çaldıran kendisi el değirmenini paslandıranda… Ettiğine edeceğine bin pişman olup anasının eline eteğine varır : <Ana, ana canım ana, hanımlardan hanım ana, ben ettim sen eyleme!> diye yalvarıp yakarır. Neye derler ki < Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz> diye. Bundan dolayı Keloğlan’ın anası da, kuzucuğunun garip garip meleyişine dayanamaz. Suçunu günahını bağışlar, sonra dizinin dibinde oturtup, bir güzelde öğüt eyler : < A kel oğlum, keleş oğlum. Yılan yılan iken toprağı bile kanaatle yalar. Bundan örnek alacak yerde gösterişe düşüp de el alemi başına toplama’saydın, ne o sofracık yiter, ne de biterdi; o güne de yeter bugüne de yeterdi. Haydi o sofracıktan oldun, ya şu değirmene ne demeli? Allah yine yüzüne bakıp haline acıdı da bari bu işe koşulup sebeplensin diye birde tutup bunu gönderdi. Dört ayağını uzatıp tembel Ahmet ağa gibi yatacağına bu değirmenin kulpuna, yapışılacağı gibi yapışsaydın sağ elin durursa sol elinle, sol elin yorulursa sağ elinle çevirseydin ne paslanır, ne küflenir, ne de elden çıkardı. Altın, gümüş dediğin evimize oluk gibi akardı. Şimdi son pişmanlık para etmez ama, oğul, başına böyle bir felek tokmağı indikten geri belki aklın başına gelir de bundan sonra ya Allah’ın verdiği ile kıt kanaat geçinir gidersin, ya da tuttuğun tutacağın işe koşulacağın gibi koşulursun. Günün birinde, önü söğütlü değirmen olmasan bile, gözümün bebeği evimin direği olursun inşallah…> der. Öğüt olur da kim tutmaz ki, keloğlan da tutmasın? <Anaların öğüdü, öğütlerin anasıdır> der; Ekmeğini tuza batırıp oturacak yerde, varır bir zorlu işe koşulur, gece demez, gündüz demez, yorulur mu yorulur. Evlerine altın oluk gibi akmaz ama alın terinden öyle bir pırlanta yapar, öyle bir pırlanta yapar ki görenler parmağını ısırır. Gerçi sofralarını ne arap bacı kurar ne kul hacı kaldırır; İlle velakin eli kolu dert görmesin, iki cihanda yüzü ak olsun yine anacağı serer, anacığı derler. Yerler, içerler, öte yana geçerler. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

Hakkında Bocuq

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 − 4 =